|
 
|
    |
|
|
Güreş Tarihi
Güreş, insanlık tarihinin en eski sporlarından
birisidir. M.Ö. 708"de Yunanlılar, M.Ö. 2.
yüzyılda Türkler, M.Ö. 22' de Japonlar, M.Ö. 260'
da Sümerler, M.Ö. 2000-2470-2320 de Mısırlılar
tarafından bu sporun yapıldığına dair belgeler
bulunmuştur.
Güreş İ.Ö. 900'lerde kurallara bağlanmıştır.
İ.Ö. 704? deki 18. Olimpiyat oyunları programına
kabul edilmiştir.Modern Olimpiyatların
başlangıcı 1896 Atina Olimpiyatlarına
Greko-Romenstil, 1904 St
Louise Olimpiyatlarına Serbest stil resmen
alınmıştır.
1912 yılında FILA (Uluslararası Amatör
Güreş Federasyonu) kurulmuştur.
Sitiller
Güreşte pek çok ulusal stiller gelişmiştir.
Türkiye'de Yağlı Güreş, Hindistan'da Pehlwani,
Japonya'da Sumo, Moğol Güreşi gibi. Bazı kanıtlar
güreşin insanoğlunun en eski sporu olduğunu
göstermektedir. Antik bazı tasvirlerde iki rakibin
güreş tuttuğu sahneler yer almaktadır. Tevratta
Yakub'un bir melekle güreş tuttuğu ifade edilir ve
kendisine "Tanrı ile güreş tutan" adı verilir.
Güreş ve Diğer Savaş
Sanatları
Güreş diğer savaş sanatlarının da birbiriyle bir
araya getirildiği karşılaşmalarda önemli bir yer
kazanmıştır. Çoğu dövüşçü kendilerini güreşle
tanımlamaya veya sanatları arasına güreşi de
katmaya başlamıştır. Güreş formları kendini
koruma-karışık savaş sanatları sistemi içine
alınmıştır. Bunlar arasında bazıları
Shootfighting, Sambo, Pancrase. Randy Couture,
Mark Coleman, Takanori Gomi gibi bazı başarılı
dövüşçülerin de arkaplanında güreş vardır;Güreş
Nedir :
Türk spor tarihinde engin, Türk spor
geleneğinde zengin bir yere sahip olan güreş
sporu, insanlık tarihi kadar eski bir geçmişe
sahiptir. Bütün sporların prototiplerinde olduğu
gibi, güreşte eski devirlerde savaşa hazırlık
amacıyla yapılmaktaydı.
Eski Türklerde de
bu amaç var olmakla birlikte özel ve genel
toylarda (şenlikler/ merasimler), yuğ (yas)
merasimlerinde, pazar ve panayır yerlerinde,
yaylada konup göçüşlerde ve her türlü buluşma ve
kaynaşma yerlerinde yapılmıştır.
Diğer bir
bakışla güreş, Türkler de siyasi ve askeri, dini,
sosyal ve kültürel bir çok fonksiyonların yerine
getirilmesinde en önemli aksiyonlardan biri
olmuştur. Ayrıca, sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik
yapı ve yaşayışında ayrılmaz bir parçası
görünümünü almıştır. Dolayısıyla sosyal
bütünleşmeye ve sosyalleşme sürecine de büyük
katkılar sağlamıştır.
 Böylece
eski medeniyetlerin hemen hepsinde görülen güreş
sporu, hiçbir zaman Türklerde ki kadar çok yönlü
fonksiyonları icra etmemiştir (Balgambayev,1981).
IXX. asrın ortalarından itibaren çağın değişmesine
ve gelişmesine paralel olarak, Türk Güreşi de
bünyesinde bulundurduğu bu çok yönlü
fonksiyonların bir çoğunu, belki de tamamına
yakınını kaybetmiştir. Ancak, spora olan ilgi
bütün dünyada gün geçtikçe daha da
artmıştır.
Milli düzeyden milletlerarası
düzeye çıkan ve uluslar arası spor halkasına
eklenen branş sayısı her gün biraz daha artmıştır.
Bunun en bariz örneği; İlk modern olimpiyatta
(1886) yapılan spor branşları ile son olimpiyatta
(2000) yapılan spor branşları sayılarında ki
artışla görülebilmektedir. Olimpiyatlara katılan
ulus sayısı da buna paralel olarak artmıştır.
Fakat, milli düzeyden milletlerarası düzeylere
çıkan sporlarda daha ziyade gelişmiş ülkelerin
ağırlıkları görülmektedir.
Bu durum sporun
milletlerarası kültürel temaslarının yanı sıra,
milletlerin birbirlerine siyasi ve kültürel
propaganda yaptıklarını da göstermektedir.
Milletlerarası spor halkasına yeni bir spor
ekleyen uluslardan daha fazla, geçmişte bünyesinde
bir çok sporu barındıran Türkler, bırakın bu
sporları milletlerarası spor halkasına eklemeyi;
milli kültür halkası için de bile yeterince
barındıramamışlardır. Zamanla bir takım gelenekler
ortadan kalkmış veya orijinalliğini yitirmiştir.
Bu durum telafisi mümkün olmayan kayıplara
yol açmıştır. Türk kültür hayatında büyük öneme
haiz olan geleneksel güreşlerde, bu durumdan
kendisine düşen payı almıştır. Kahramanmaraş
yöresinde yakın tarihe kadar çok yaygın olan
Şalvar Güreşi vardı ki, bu güreş her bakımdan
günümüz minder güreşi ( özellikle serbest güreş)
için çok önemli bir altyapı potansiyeliydi. Fakat,
senede bir kez çok zorluklar altında ancak
yapılabilmektedir.
Yine Geleneksel Spor
Dalları Federasyonu?na (GSDF) bağlı olarak
Gaziantep ve Hatay yörelerinde yapılan Aba
Güreşleri bulunmaktadır. Günümüzde az da olsa hala
yapılmakta olan bu güreşlerden özellikle Hatay
yöresinde yapılanı; günümüz Orta ve Kuzey Asya ile
Kafkasya da hala çok yaygın olarak yapılan (
Abbotov, 1991; Bektenov ve Musim, 1978) aba
güreşleriyle her bakımdan aynilik ve orijinallik
taşımaktadır. Bu güreşlerin çok önemli bir yanı
da, eski Türk geleneğinde olduğu gibi hala Orta ve
özellikle Kuzey Asya Türk halklarının bayanlarının
da yapmış olmalarıdır. Hatay usulü aba
güreşlerinin diğer bir önemli yanı da, minder
güreşiyle teknik ve fizyolojik açıdan benzer
oluşudur. Bu bağlamda aba güreşi; hem alt yapı ve
potansiyel açıdan hem de Türk bayan güreşini
kalkındırmak bakımından önem arz ettiği
görülebilmektedir.
 Güreş
Federasyonu (TGF)?na bağlı olarak organize olan
Karakucak ve yağlı Güreşlerde bulunmaktadır.
Bunlardan karakucak güreşleri eskisi kadar yoğun
yapılmamakla birlikte; eskiden beri serbest
güreşin bölgesel potansiyelliği ve başarı grafiği
ile paralel bir seyir izlediği bilinmektedir. Bu
durum, karakucak güreşlerinin nazari-dikkate
alınmasını gerektirmektedir.
Yağlı Güreş
yukarıda adı geçen aba, şalvar ve karakucak
güreşleri kadar geleneksel Türk unsurlarını,
rituel sujeleri vs. bütün proto özellikleri
üzerinde taşımamaktadır. Aynı zamanda minder
güreşlerine de bir alt yapı görünümünde değildir.
Çünkü yağlı güreş fizyolojik açıdan minder
güreşleriyle farklılık göstermektedir.
Ancak, yağlı güreşin günümüzde dahi bazı
bölgelerde birinci lig futbol derbi maçları kadar
bir sektörü bulunmaktadır. Bu açıdan göz ardı
edilmemesi kanaati hasıl olmaktadır. Minder güreşi
(serbest ve Greko-Romen), Türkiye ye ilk geldiği
yıllarda klasik (geleneksel) güreşlerin gölgesinde
kalsa da, kısa sürede kendisini toparlamıştır.
1970?li yıllara kadar ülkenin en popüler ve
sektörel bir sporu olan güreş, ondan sonraki
yıllarda bu popülaritesini yavaş-yavaş
yitirmiştir. Günümüzde çok şeyde olduğu gibi
sporun popülaritesi de kitle iletişim araçlarına
bağlıdır.
Medya diye tabir edilen bu
araçların Türk güreşine yeterli düzeyde yer
vermediği açıktır. Buna sebep olarak Türk güreş
camiası veya FILA gösterilebilir. Ancak, şöyle bir
geriye dönüp bakıldığında; Türkiye?yi yurt dışında
en iyi temsil etmiş branşın güreş sporu olduğu
açıkça görülecektir.
Dünyanın en büyük
organizasyonu olan Olimpiyat oyunlarında şimdiye
kadar Türkiye?nin aldığı toplam altın madalya
sayısı 33?dür. Bunun 27?si güreşten gelmiştir.
Dünya ve Avrupa Şampiyonalarında güreşin getirdiği
altın madalya sayısı ise, yaklaşık bunun altı
katıdır. Güreş camiasının bütün sporlara çok iyi
gözle baktığı; güreşçilerin komple sporcu
oluşlarıyla da ortadadır.
Fakat,
uluslararası düzeyde Türkiye ye hiç şampiyonluk
yaşatmamış branşları saatlerce, günlerce, aylarca
ve hatta yıllarca medyadan seyrederken; bu denli
başarı kazandırmış güreşi, hiç denecek kadar az
görmek veya hiç görememek; hem Türk güreş
severleri üzmekte hem de Türk güreşinin bu
ilgisizliği hakketmediği kanaati hasıl olmaktadır.
Bazı yabancı uzmanların güreşe en
yetenekli ve istekli insanların başında Türklerin
geldiğini hem teoride (Sımakov,1984) hem de
pratikte (Sapunov, 2001) belirtmektedirler.
Türkiye de güreş sporunu yapacak çağda insanların
çokluğu ve bu spora istekli pilot bölgelerin
sıklığı herkes tarafından bilinmektedir. Bura da
yetkili ve ilgililere, Türk güreşini dünyada hak
ettiği yere getirebilmek için, maddi manevi
imkanları en iyi şekilde değerlendirmek
kalmaktadır.
Elbette ki bu işte kolay
değildir. Güreş alanıyla ilgili akademisyen ya da
uzman kişilerin samimi veya özverili olmalarının
da yeterli olmadığı anlaşılmaktadır.
Part-Time çalışmalarla Türk güreşinin bir
yerlere gelemeyeceği özellikle son beş yılda
yeterince anlaşılmıştır. Bütün olumsuzlukları
olumlu yöne çevirmek; mevcut potansiyelleri en
verimli veya başarılı hale getirmek; aynı zamanda
profesyonellik gerektirdiği açıktır. Alanında
uzmanlaşmış kişi veya akademisyenlerin
zamanlarının tamamını veya bir çoğunu Türk
güreşine ayırmalarının gerekli olduğu
anlaşılmaktadır.
Ayrıca bakınız
Pehlivan
Yağlı
güreş
Ahmet
Kara, ilk resmi dünya güreş
şampiyonu
Koca
Yusuf
Kel
Aliço
Yaşar
Doğu
Mehmet Ali
Yağcı
|
|